17 Kasım 2010 Çarşamba

İkinci Boyut







Selam.


Altı seneye yakın bir zamandır blog ortamlarındayım, çeşitli dönemsel kesintilerle beraber elbette. En başa dönmek gerekirse... On altı yaşındaydım yanılmıyorsam. Yaz tatilimin Eskişehir'de, kuzenim Elvira ile geçen haftalarıydı ve biz ölesiye bir yaratma aşkıyla ne yapacağımızı şaşırmıştık. Akabinde sabahın altısında aklımıza gelen fanzin fikri ikimizin de çok hoşuna gitti. Fanzinin adı olarak FAÇA'da karar kıldıktan sonra, çalışmalara başladık. Ben harıl harıl yazarken, Elvira da sayfaların nasıl görünmesi gerektiğiyle uğraştı. En nihayetinde, çizdiğim resimlerin üzerine yazıları eklediğimiz ve bebeğimizmişçesine hevesle sarıldığımız FAÇA I ortaya çıktı. İlk sayı, eksiklerle doluydu. Yazım hataları, gereğinden fazla gothic bir üslup, görsel açıdan tatmin edici olmaktan uzaklık... Tüm bunlara rağmen bizimdi ve güzeldi. Blog fikri de o anda çıktı. Evet, yazdık, çizdik, dağıtacağız, ancak okuyanlar nasıl fikir belirtecekler? Bu, bu kadarla kalmalı mı? Mahlas olarak hem Maça Kızı hem de Uyuyan Güzel kafamda dolanıyordu. Sonra ilkini mahlas, diğeriniyse blog adı olarak kullanma kararı aldım. (Orjinal talebim olan uyuyanguzel alınmış olduğu için, adres uyuyanquzel olarak alındı.) Hızlıca blog sayfasını açtık yazıların devamını yayınlamak için. Linkini mail adresimle beraber fanzinin köşesine iliştirdik ve fotokopinin gücüne sığındık. Hala çok taze, elimizde yüzer adet çoğaltılmış sayfalar ve tel zımba ile Hera'da oturup sayfaları birbirine zımbalayışımız, Gilthoniel'i de yanımıza katıp sokaklara dökülüşümüz ve mottomuz; "Bir kişi bile okuyup bir şeyler hissedecekse, bu yeterli!"


O zamanlar çok ciddiye almasam da, fanzin gerçekten güçlü bir şey. Bunu birkaç ay sonra Ankara'dan, İstanbul'dan, Antalya'dan, Samsun'dan gelen maillerle öğrendim. Evet, kendimizce bir şey yapmıştık. Kendimizce yüz kopya sunmuştuk tek bir şehrin sokaklarında. Ve aylar sonra bizden bağımsız halde çoğalıp, yayılıp, birçok ayrı ilden yorumlar halinde karşımıza çıkmıştı. Bunu farkediş sebebim, o mailler oldu.


Ardından blog yazarlığı devam etti. FAÇA II kendini biraz daha geliştirmiş olarak, yine Elvira'nın yardımlarıyla çıktı ve bu kez blog okurlarının da desteğiyle çok daha fazla yayıldı. Kendimi edebiyat yarışmalarına verdim lisenin son senesinde. Bu bana il ve ülke çapında birçok dereceyle geri döndü. Bu esnada blog sayfası gerçekten kitlesini oluşturmuş, takipçisi ve yorumu belli bir çıtanın üstüne çıkmış ve Maça Kızı imzalı yazılar çeşitli dergilerde, fanzinlerde ve internet sayfalarında yayınlanmaya başlamıştı. 


Ve ben üniversiteye başladım.


İstanbul'da Sanat Tarihi öğrencisi olarak başladığım yaşantı, başlarda beni bu yönde besledi. Blogun yerine kendime ait bir internet sitesi açtım ve yazıları oraya taşıdım. Birkaç internet sitesinde aktif olarak yazarlığımı sürdürdüm. FAÇA III sevgili Hasan Yılmaz'ın sayfa tasarımıyla ve yazı kalitesiyle öncekilerden oldukça başarılı bir şekilde basılıp dağıtıldı. Altay Öktem, Mehmet Duru, Güven Erkin Erkal gibi güzel isimlerin desteği, yardımları ve inancı kesinlikle tüm süreç boyunca bir şeyler başarmamı sağlayan en büyük etkendir. Ancak ben, vazgeçtim. "Edebiyat bekleyebilir" dedim. "Bununla uğraşmak istemiyorum, yapılacak yüzlerce iş, yaşanacak bir çok şey varken, ben yazı yazmaya ara vereceğim." Akabinde hayat aylarca, aylarca, aylarca aktı. Çok nadir olarak bir şeyler karaladığım oldu. Ama öncekiyle kıyası yoktu. Sitem zamanı dolup kapandı, hiçbir şey yapmadım. Hiçbir şey yapmak istemedim. Ki kaleme arkanı dönersen, beklemiyormuş olduğu yerde. İsteyip kaleme sarıldığım anlarda, tıkanıp kalınca öğrendim.


Üniversitenin dördüncü senesindeyim. Yaşadığım hayat, çok mühim değil. Zira her şey geçici. Ancak, doldukça rahatsızlaşıyor insan. Geriye atılan şeyler biriktikçe, devam etmek zorlaşıyor. Kendimi boşaltabilmek adına, birçok yöntemin arasından yine eski dostum olan "yazma" eylemini seçtim. Birkaç aydır yazıyorum. Evet, eskisi kadar içime sinmiyor, eskisi kadar sık değil, eskisi kadar önemli de değil belki, ama yazıyorum.


Bu blogu açarken, yeni bir başlangıç yapmak istedim. Eski sahip olduğum mahlasa, adrese, görselliğe veda ettim. Bir şeyler değişir ve ben bunu destekliyorum. Aslında şu an, biraz buruk gülümsüyorum attığım bu adımlarda. Zira bu boş blogun varlığını bilen insan sayısı çok az, verilen ara ve isimsel değişiklik, eski kitleyle iletişimin kopmasını sağlıyor. Satırların altında bolca iyi veya kötü yorum görmeye alışmışken, şimdi altı tuşa basıp "Boktan." bile diyen yok ve bu, huzursuz edici. Zira insan, bir şey sunduğunda bir karşılık görmek istiyor. Ancak yaptım ve yapabilirim. Birkaç kişi için yazmak, hiç yazmamaktan çok daha iyidir. 


Blogu sadece edebi metinler için kullanma fikrimden birkaç gün evvel vazgeçtim. Yani bu satırları yazmayı birkaç gündür düşünüyordum. Benimsemek için, samimiyet gerekiyor ve istediğimde günlük gibi, istediğimde bir yazı dosyası gibi kullanacağım bir sayfa, çok daha samimi geliyor bana. O sebeple, bu boş odada, gönlümce koyacağım kendimi ortaya.


Ve onaltı yaşında güzel bir kızın dediği lafı hatırlayacağım sıkıldıkça. "Bir kişi bile okuyup bir şeyler hissedecekse, bu yeterli!" 


Bu kişi ben bile olsam. :)



Anita
17.11.2010
20.42
Edirne

18 yorum:

dralaye dedi ki...

Hop ben varken o bir kişi sen olamazsın kadın!

Anita dedi ki...

Seni benden saydım.. :)

Bora ŞAHİNKARA dedi ki...

Son birkaç ay içinde 2-3 kez bu yeni sayfanı ziyaret etmiştim. Yaklaşık olarak 2009'dan bu yana arada bir yazdığın yazılar beni yaklaşık olarak 2006-2007 yıllarında yazdığın yazılar kadar etkilememeye başlamıştı. Bunun sebebi üzerine oturup kafa yormadım ve bu durum, yeni bloğuna çok az ziyaret etmeme sebep oldu görünen o ki (Blog sayfanı öğrendir öğrenmez Sık Kullanılanlar'ıma da ekledim halbuki). Ben değişmiş olabilirim veya senin yazılarının eleştirilecek yanı vardır; bunun üzerine kafa yormadım, dediğim gibi.

Yeni dönem yazılarınla alakalı yine çok da kafa yormamış bir şekilde ortaya bir şey atacağım belki işine yarar: Acaba "bir kadının dönüp dolaşıp aşk temasına bağlanan psikolojik edebi yazıları" tanımının dışına hiç çıkmamak mıdır problem.. (Her yazını da okumadım, yanılıyorsam düzeltebilirsin. :-) ) Üstelik sadece aşk temalı psikolojik yazılar daha ne kadar ilgimi burada tutabilir ki; bu dünyada okunması gereken, okunacak daha sayısız şey varken. Diye aklımdan geçiyor. Teması hep aşk olunca içindeki benzetmeler ne kadar geniş bir dünya olursa olsun bir noktaya kadar ilgi çekiyor sanırım. Burayı artık sadece edebi metinler için kullanmama fikri bir çeşit ilgi uyandırıcı bir bakış açısı genişlemesi gibi görünüyor. Ayrıca bu yazının İzmir'de yaşayan "Bora" isimli arkadaşına verdiği hissi de dile getirmek isterim: Bu yazı, uzun aradan sonra tekrar yüzyüze görüşmüşüz gibi hissettirdi bana. Yani fiziksel olarak bulunduğum odaya Bilgesu'yu getirmiş kadar samimi hissettiren bir yazı olmuş yukarıdaki. İlgimi buraya toplayıcı bir karar da var ayrıca.. Bakalım.. :-)

Ayrıca aklıma bir şey geldi, sormak isterim sana. Bizim tiyatro bir gazete çıkarıyor ve yeni sayısı bayram tatilinden sonraki günlerde çıkacak. Belki de Aralık başında. "Ritülden Sanata Tiyatro" isimli bir gazete. Orada tiyatro ile ilgili haberler, köşe yazılar falan oluyor. Ayrıca sanat ile ilgili, hatta 'insan' odaklı yazılar yayınlanabiliyor. Tanıdığımız, tiyatro insanlarına, sanatçılara, sanatla ilgili profesörlere "insan", "sanat", "tiyatro" ile alakalı yazıları için köşeler verebiliyoruz. Biz teklif ediyoruz veya onlar bize katkı sunmak için teklif ediyor falan. Ve bu gazeteleri sponsor ile birkaç bin tane basılıyor ve gezdiğimiz bir sürü kent ve köyde bir çok insanın eline ulaşıyor. Sonuç olarak sen de yazmak ister misin? :-)

Mesela gazete sitelerine girip, haberlere bakıp seni etkileyen bir olay üzerinden edebi olan veya edebi olmayan bir yazı olabilir, bir kadın, bir insan, bir eşcinsel, ezilen herhangi bir canlı hakkında bir yazı, bir öykü falan olabilir. Ya da direkt bir köşe yazısı. Böyle hümanist temelli bir şey olabilir veya devrimci söylem de barındırabilir. Tiyatro/sanat/insan hakkında bir şey.. Mesela bu fikri beğenirsen ama yeni bir şey yazmasan bile benim aklıma senin "Mor Sokak" isimli öykün geliyor, onu ister restore ederek istersen de aynen "Düşündüm ve yeni bir yazı yazmak değil de Mor Sokak'ı yollamak bana uyar" dersen, şahsen ben onu bizim gazete için önermekten mutluluk duyarım, eğer son birkaç gün içinde haberim yokken sayfalar dolmadıysa faaln muhtemelen beğenilip, gazete de yer alması uygun görülecektir diye tahmin ediyorum. Bence gazetede bizim Su, çok güzel bir lezzet olacak diye tahmin ediyorum. :-)

Bora ŞAHİNKARA dedi ki...

Son birkaç ay içinde 2-3 kez bu yeni sayfanı ziyaret etmiştim. Yaklaşık olarak 2009'dan bu yana arada bir yazdığın yazılar beni yaklaşık olarak 2006-2007 yıllarında yazdığın yazılar kadar etkilememeye başlamıştı. Bunun sebebi üzerine oturup kafa yormadım ve bu durum, yeni bloğuna çok az ziyaret etmeme sebep oldu görünen o ki (Blog sayfanı öğrendir öğrenmez Sık Kullanılanlar'ıma da ekledim halbuki). Ben değişmiş olabilirim veya senin yazılarının eleştirilecek yanı vardır; bunun üzerine kafa yormadım, dediğim gibi.

Yeni dönem yazılarınla alakalı yine çok da kafa yormamış bir şekilde ortaya bir şey atacağım belki işine yarar: Acaba "bir kadının dönüp dolaşıp aşk temasına bağlanan psikolojik edebi yazıları" tanımının dışına hiç çıkmamak mıdır problem.. (Her yazını da okumadım, yanılıyorsam düzeltebilirsin. :-) ) Üstelik sadece aşk temalı psikolojik yazılar daha ne kadar ilgimi burada tutabilir ki; bu dünyada okunması gereken, okunacak daha sayısız şey varken. Diye aklımdan geçiyor. Teması hep aşk olunca içindeki benzetmeler ne kadar geniş bir dünya olursa olsun bir noktaya kadar ilgi çekiyor sanırım. Burayı artık sadece edebi metinler için kullanmama fikri bir çeşit ilgi uyandırıcı bir bakış açısı genişlemesi gibi görünüyor. Ayrıca bu yazının İzmir'de yaşayan "Bora" isimli arkadaşına verdiği hissi de dile getirmek isterim: Bu yazı, uzun aradan sonra tekrar yüzyüze görüşmüşüz gibi hissettirdi bana. Yani fiziksel olarak bulunduğum odaya Bilgesu'yu getirmiş kadar samimi hissettiren bir yazı olmuş yukarıdaki. İlgimi buraya toplayıcı bir karar da var ayrıca.. Bakalım.. :-)

Ayrıca aklıma bir şey geldi, sormak isterim sana. Bizim tiyatro bir gazete çıkarıyor ve yeni sayısı bayram tatilinden sonraki günlerde çıkacak. Belki de Aralık başında. "Ritülden Sanata Tiyatro" isimli bir gazete. Orada tiyatro ile ilgili haberler, köşe yazılar falan oluyor. Ayrıca sanat ile ilgili, hatta 'insan' odaklı yazılar yayınlanabiliyor. Tanıdığımız, tiyatro insanlarına, sanatçılara, sanatla ilgili profesörlere "insan", "sanat", "tiyatro" ile alakalı yazıları için köşeler verebiliyoruz. Biz teklif ediyoruz veya onlar bize katkı sunmak için teklif ediyor falan. Ve bu gazeteleri sponsor ile birkaç bin tane basılıyor ve gezdiğimiz bir sürü kent ve köyde bir çok insanın eline ulaşıyor. Sonuç olarak sen de yazmak ister misin? :-)

Mesela gazete sitelerine girip, haberlere bakıp seni etkileyen bir olay üzerinden edebi olan veya edebi olmayan bir yazı olabilir, bir kadın, bir insan, bir eşcinsel, ezilen herhangi bir canlı hakkında bir yazı, bir öykü falan olabilir. Ya da direkt bir köşe yazısı. Böyle hümanist temelli bir şey olabilir veya devrimci söylem de barındırabilir. Tiyatro/sanat/insan hakkında bir şey.. Mesela bu fikri beğenirsen ama yeni bir şey yazmasan bile benim aklıma senin "Mor Sokak" isimli öykün geliyor, onu ister restore ederek istersen de aynen "Düşündüm ve yeni bir yazı yazmak değil de Mor Sokak'ı yollamak bana uyar" dersen, şahsen ben onu bizim gazete için önermekten mutluluk duyarım, eğer son birkaç gün içinde haberim yokken sayfalar dolmadıysa faaln muhtemelen beğenilip, gazete de yer alması uygun görülecektir diye tahmin ediyorum. Bence gazetede bizim Su, çok güzel bir lezzet olacak diye tahmin ediyorum. :-)

Adsız dedi ki...

Selam Maça Kızı..Ben senin cok buyuk bir hayranınım :D 2 yıl oncesiydi,feysbuk adresımde İzmırli bı kız ekliydi ve senin bi kac yazını kendi adını kullanarak paylasmıstı ben bu yazıları o kızın yazacagına ınanamadım ve yazılardan birinin bi kısmını kopyalayıp google da arattım karsıma bir blog cıktı.maca kızı...pis hırsız dedim:) sonra bloguna daldım okuduklarıma ınanamıyordum beni fazlasıyla etkilemişti daha dogrusu kendimi bulmustum adeta beni anlatıyordun..o kadar mukemmel yazıyordun ki..farklı yerlerde benzer hayatları paylasıyorduk sanki seninle..daha sonraları yeni yazı eklemedıgını farkettım aradan uzun zaman gecti heryerde seni aramaya basladım seni bulsam yalvaracaktım maca kızı yeniden yaz diye..sonra senin bi hayranınla karsılastım ınternet ortamında bu yaz..ona anlattım derdimi:) maca kızı nerede dedim,neden artık yazmıyor,fanzın dagıtımı konusunda yardım edebılecegımı soyledım..daha sonra senin feysbuk adresini ekledım onun aracılıgıyla.konusmaya birturlu fırsatım olmadı.(öss sebebiyle feyse sık girmiyorum)ama ınceledıgım kadarıyla,senı yazılarından tanıdıgım kadarıyla..bu hatun fazlasıyla degısmıs ve mutlu dedim,belki de eskisi gibi yazmanı beklemenin haksızlık olcagını dusundum..bu bloga ekledıgın yazılarında mukemmel..herzaman oldugu gibi..ama ben yine de eski maça kızını cok ozledim:)

kinesis dedi ki...

böyle daha iyi bence :)

Anita dedi ki...

Bora;

Kalemin küsüşünden ve yaratıcılığın körelmesinden söz etmiştim yukarıdaki satırlarda. İşte tam olarak olan bu. Sadece sen ya da farklı okuyucular için değil, benim için de geçerli bu "içe sinmeme / yeterli bulmama" hissi.

Ritülden Sanata Tiyatro'da elbette keyif alarak yazarım. Ancak şu sıra yeni bir şey yaratma telaşına düşmektense, evvelki eserlerden seçim yapmayı yeğlerim ki senin "Mor Sokak" önerin benim için de gayet uygun. İlk ödül kazandığım yazı ve yazdığım ilk "öykü" olması sebebiyle benim için de oldukça özel. Bu akşam Mor Sokak'ı biraz inceleyeyim, içime sinmeyen kısımları editleyeyim (illa ki çıkacaktır, 5-6 senesi var o yazının en az), sonra sana ulaştırırım.

Fikir yazısı önerin ise beni çok şaşırttı. Zira dün Hasan Yılmaz'la yaptığımız bir muhabbette buna değindi. Açacağı yeni edebi sayfada, kendi tarzımda ama güncel fikirsel metinlerle yer almamın harika bir gelişme olabileceğinde karar kıldık. Bunu deneyeceğim.:)

Gelişime, değişikliğe ve yorumlara sonsuz açığım. Elimden geleni de aklıma uydukça uygulamaya çalışırım.

Sen sadık bir okur, güzel bir arkadaşsın. Teşekkür ederim:)

Anita dedi ki...

@Adsız;

Yorumunu okurken istemsizce gülümsedim. Eski ben'i bilen birilerinin varlığıyla böyle karşılaşmak bana huzur ve inanç aşılıyor. Evet eskiden çok daha farklı ve samimiydi bu adı konmamış ilişki (yazan ve okuyan arasındaki) ancak bunun tekrar gün yüzüne çıkmaması için hiçbir sebep yok. Sanırım facebookumda eklisin, ancak keşke adınla yazsaydın yorumunu, ki kim olduğunu bilirdim.

Bana moral veren yorumun için teşekkür ederim :)

Anita dedi ki...

Sayın kinesis, nasıl daha iyi? :)

Adsız dedi ki...

asıl ben tesekkur ederim bizimle paylastıkların için :)gerçekten çok sevindim buna..:)okuyucuyla arandaki o inanılmaz guclu bagın tekrar gun yuzune cıkmasını umuyorum ozaman:) hep yazman dileğiyle maça kızı..
Seren B.

Anita dedi ki...

Teşekkürler Seren <3 :)

polen dedi ki...

Ben de buradayım!

Bu yorumu okuyacaklar pek tabi tanımazlar. Belki, eski okuyuculardan aşinalığı olan olur. Bilmiyorum, önemsemiyorum. Çünkü benim yerim, Maça Kızı'nın yazdığı yer. Evimin duvarları dönüp duran harf ve notalardan ibaret. Neredeyse başından beri diyebilirim, ben büyüdüm, sen büyüdün. Çok site, çok insan geçti. Sonuçta buradayız ve sen hala yazıyorsun. Sen yazdıkça, okumaya devam edeceğim. Bazen hüzünleneceğim yahut eleştireceğim. Gülümseyeceğim. Burukluğunda bile etrafımı saran bir sıcaklığı olacak çünkü, inan.

Sen, yaz kadın. Şımarık perini süzülürken görmeyi özledim (:

Anita dedi ki...

Her şeyim!

Her zaman mutlu etti yorumların. " Yazan: P. " ibaresini görmek bile gülümsetti. Dediğin gibi beraber büyüdük, her açıdan... Varlığın benim için çok şey demek. Sen bi'tanesin.

Aklıma Gamaliel'i düşürdüğün için de çok mutluyum. Bu aralar sık geliyorlar diyordum, meğer etrafımda kanat çırpıyormuş gizlice! Onu da dahil etmek gerekiyor bu yeni eve.

Seni seviyorum.

Adsız dedi ki...

Tek kelime ile özetlemek gerekirse yazılarına aşık olduğum hatunsun :) internette bulabildiğim her yazını okudum ve her zaman takipteyim tek eksiğim façayı hiç görmemiş olmak :(

Anita dedi ki...

Kimsin bilmesem de, mutlu oldum:)

Yeni fanzin projesi tamamlansın, isteyenlere Faça'nın eski sayılarıyla beraber gönderebilirim belki:) Gerçi Faça 1 ve 3 benim elimde bile yok şu an:)


Teşekkür ederim :)

Adsız dedi ki...

o Evet, muhtemelen bu yuzden

sunshines! dedi ki...

vanilyam :)

seni bulduğumda daha liseye gidiyordum, şimdi üniversiteden mezun olacağım, zaman acayip hızlı geçiyor değil mi ?
'git' kelimesini yinelediğin, bana çok dokunan bir yazın vardı. ilk o yazını okumuştum. polen sağolsun seni tanıdım. mutsuz ve pijamalı ev kadını olarak :P :)

bence hala güzel yazıyorsun. sadece o zamanki gibi değilsin ve öyle hissetmiyorsun. yazı yazarken ne hissettiğimiz ve kim olduğumuz kelimelere yansır; bu değişince yazdıklarımız da değişir. ben böyle düşünüyorum. değişen bir sen varsın sadece, bu eski yazılarının iyi, şimdikilerin kötü olduğu anlamına gelmez bu. hem o senelerde yaşadıklarını ve yazdıklarını düşünecek olursak, o kadar içine sinen yazılar yazabilmen için içinin kararması gerekiyorsa ben eski eskide kalsın diyorum. mutlu olmanı ve mutlu anılarını paylaşmanı veya mutlu yazılar yazmanı istiyorum. mutlu olmanın çok yakıştığı bir insansın. ben seni hem ablam hem arkadaşım bildim ve bu hep böyle olacak. hiç konuşmasak/konuşamasak bile aklımın bir köşesinde gülümseyişinle, sesinle, yazılarınla ve kokunla kalacaksın. her zaman arkandayım

Anita Taylor dedi ki...

Ah benim tatlım.

İnsanlar büyüyor. Hayatı algılama ve yorumlara stilleri değişiyor. Bu da üretilenin de değişmesini sağlıyor elbette. Ben hala seviyorum ortaya koyduğum işi. Eskilerin yeriyse bambaşka. Onlar ayrı özel, sen gibi güzellikleri bana kazandırdığı için, her şeyden önce. ^^