16 Ocak 2011 Pazar

kendi çapında bir isviçre güncesi





Hazır sınavlarıma birkaç gün ara verilmişken ve ne yazsam ne yazsam diye düşünürken, farkettim ki İsviçre gezime ait birkaç satır karalamak keyifli olabilir. Mini günce, birkaç fotoğraf ve izlenimler...
....


* Aile ile yapılmış bir mini tatil olarak her zaman hafızamda kalacak olan İsviçre gezim, 27 Aralık'ta başladı ve 2 Ocak'ta son buldu. Yıllarca " Yok ben binemem öyle! " diye uzak durduğum uçağa seve seve (!) binmek durumunda kaldım 21 sene sonra ve tamamen kafamda büyüttüğümü farkettim. Bildiğin zevkliymiş yahu. 


* Basel Havalimanı'ndan dışarıya attığımız ilk adımlarla hepimiz bir irkildik. Zira İstanbul'dan bahar havasıyla ayrılıp, Basel'de bildiğin kutup soğuğuyla karşılaşmak tahmin edilen ama sevilmeyen bir durum oldu. Hava gerçekten insanın kemiklerini acıtacak soğukluktaydı.


* İlk gün İsviçre'de sokakları yerine Almanya'ya gidiyoruz. Freiburg sokakları. Karla kaplı kaldırımlar. Alışveriş... Yemek için bir Türk Restaruantına gidiliyor annelerin tercihiyle. Sigara içilebilir bölümde geçirdiğim dakikalar gözleme çok müsait, zira bir dolu Türk delikanlısı bu kısımda muhabbet edip zaman öldürüyor. Hep bir arada kalmışlık kokusu mevcut. Zor olsa gerek.


* İkinci gün Porruntruy'de turluyoruz. Saint Ursanne Kilisesi'nde mini bebeklerle İsa dönemi bir köy hazırlanmış. Birkaç gün sonra Delemont'ta bir ufak şapelde de benzer olaya rastlıyorum. Tahminen noel dönemi sebebiyle yapılmış bir görsel güzellikti bu, zira ikisinde de tema olarak tek ortak sahne İsa'nın doğumuydu.




Saint Ursanne


Anne, insanı mutlu eden bir şeydir. Tipimin abukluğu hiç mühim değil.






* Üçüncü gün arabayı terkedip trenle seyahata başlıyoruz. Sabahın erken saatlerinde Delemont tren garından yola çıkıyoruz. Biraz kruvasan ve portakal suyu ile seyir halindeyken edilen kahvaltı sonrasında birkaç satır karalayıp, karlı manzarayı izleyerek uyuyakalmışım. Uyandırıldığımda Lozan'dayız. Lozan'a dair aklımda kalan iki şey, Uşi Şatosu ve kuğular.



Treni beklemek..



Trende yazmak...







* Lozan'dan sonra Cenevre'ye doğru yollanıyoruz. Cenevre'de biraz daha 'normal' her şey. Zira insan görmeyi unutmuşum neredeyse. İsviçre sınırları dahilinde en çok insan gördüğüm yer Cenevre oldu. Cenevre'ye dair en sevdiğim şey ise tartışmasız PACMAN süslemeleri. 



Müzik kutusu ile caddeye melodilerini saçıp, kedisiyle beraber renk katan güzel adam. Bize armağan ettiği lolipoplar ve kedisinin o suratsız hali.



Ufak bir mağazadan eğlenceli ürünler.






* Ertesi gün Delemont'da, daha farklı bir kadro ile dolaşıyoruz. Chapelle du Vorbourg'a ziyaret için karla kaplı tepede tırmana tırmana yol katetmek ziyadesiyle yorucu, zira her an "Düştüm - düşeceğim!" ruh halindeyiz. O günün zihnime yansıyan en keyifli sahnesi de hava kararmış, bizler dönüşe karar vermişken, karla kaplı yolun şapele yakın bir köşesinde yanan mumlar..






* 1 Ocak son günümüz, zira ertesi sabah çok erken saatlerde havalimanına doğru yollanacağız. Herkes yorgun, toparlanma halleri. Bu durumda sadece yürüyüş çok daha makul geliyor. Yine Delemont, ağaçlar, kar, keyifli birkaç saat, yorgun bacaklar, mutlu bir akşam.




* Ülke kantonlardan oluşuyor. Tüm şehirler, tüm caddeler gereğinden fazla bir düzen içerisinde. Her şey santimetresine kadar ölçülerek yapılmış. Özellikle Alman kantonlarında bu çok daha önemseniyor. Adamlar ciddi anlamda düzen manyağı. 


* Ağaçlar nasıl budanmışsa, çok estetik gözüküyorlar. Sürekli kafam yukarılarda, ağaç gözledim.




* Vitrinler oldukça garip. Çoğunlukla, ne mağazası olduğunu vitrine bakarak anlayamıyorsunuz. Misal bir vitrin, tamamen penguenlerle dolu, konsept bu. Nedir diye kapıyı açıp giriyorsun, bir de bakıyorsun erkek kuaförü. Ya da perilerle dolu bir vitrinin ardında, bir eczane görüyorsun. Garip.



* Yazılacak bir dünya şeyim vardı. Hemen hemen hepsini de unuttum. Kendimi takdir ediyorum ve satırlarıma, ayrı gruplar halinde gezdiğimiz birgün babamın fotoğraf makinasından dökülenler arasından iki kare ile son veriyorum. Aferin bana.







not: kareleme yaparken bazen kafama göre birleştirdim. ayrı günlerden ayrı şehirlerden kalma kareler bir arada bulunabildi bazen. ciddiye almayın. öpücükler.

Anita   

6 yorum:

Vuslat AKTEPE dedi ki...

Eğlenceli bir gezi olmuş. Dünyayı turlamak gibi alışılmış fantazileri oaln benim gibi insanlar için hoş...

Anita dedi ki...

:)

HaDi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Anita dedi ki...

Geç de olsa aştım hiç değilse. :)

Borellus dedi ki...

O değil, şu ağaç konulu fotoda, sağ alt köşedeki ağacın dallarında sanki bebekler asılı! Adeta "Youthanasia" albüm kapağı gibi!!

Anita Taylor dedi ki...

Harikalar. Baktıkça başka şey görüyor insan.