4 Nisan 2011 Pazartesi

after all, i am insane





I am weak but i am strong.

İkilemlerin arasında çırılçıplak koşuyorum. Delirmek bana çok yakıştı. Alkol ile arama koymaya çalıştığım sınır, son nefeslerini vermekte. Her şeyin kendini tekrarladığı korkunç bir kâbusmuş bu ve ben farkında değilmişim. Kabullenme konusunda problemlerim var. Sırf birisi gelip kalbimi kırdı diye, kendimi kalp kırıklığına layık görüşüm ve bunun için karşıma çıkan her fırsata yalın ayak koşturuşum bundan. Yine de biraz nefes alabilmek fena olmazdı sanki. Oysa tek görebildiğim, baş ağrısı, mide bulantısı ve birkaç yalnız hıçkırık.


I know we're lost but soon we'll be found.



Bütün tesellilerin uzağında, duman dolu bir odada oturuyorum. Geçeceğini bilmek acıyı hafifletseydi, psikologların, anti-depresanların, silahların ve kül tablalarının bir önemi olmazdı. Kimseyle tartışmayı arzu etmiyorum. Sadece, benim o kadar zamanım yok. Aynaya baktığımda gördüğüm kadın, her gün biraz daha tükenmiş oluyor. Kırmızı rujların ve topuklu ayakkabıların saramayacağı yaralar var şu hayatta. Ben her defasında, bıçağın üzerine yürüyorum. İncitilmek için yalvarmak ile mutsuz bir kadın olmak arasında bir fark yok. İkisi daima el ele yürür. Ben elimi kavrayan her ele bir kelepçe geçirmeye çalışıyorum. Herkesin yalvarış stili farklı tabii. Aslında kendimi, acıya, aşağılanmaya ve şiddete dair ne varsa, ona zincirliyorum. Bedenler bazen sadece birer simgedir. Bütün simgelerin üzerine kusmaksa beni mutlu edebilir, bir ihtimal.


'Cause things are gonna change so fast.


Sıkıntımı alacak bir şey bulamıyorum. Kimse kimsenin acısını hafifletemiyor, hayır. Oysa akvaryumdan attıysam kendimi, çırpınıyorsam zeminde çaresizce, bu dikkat çekmek istediğimden değildir. Beni okyanusa bırakabilecek bir çift el hayal etmiştim. Çünkü dinlediğim masallarda periler vardı, bal kabağından arabalar yapan. Çocukların zihnine ne lanet tohumlar attığımızı artık çok iyi görebiliyorum. Bir sihirli değnek yok. Öpücüğüyle dirilten bir prens yok. Beyaz atlar, üzerimize doğru koşuyorlar. Sahipsiz ve hırslı. 


Pleasures remain, so does the pain.


Savunmasızlık utanç verici. Şimdi daha fazla ne kadar dik durabileceğimden emin değilim. Teslimiyetin rahatlığı ile gururun yarattığı o yapay hazzı kıyaslarken ilkokul öğretmenimi anımsıyorum. Sonra hiçbir şeyin benim elimde olmadığını anımsayıp rahatlıyorum. Sadece geciktirebilirim. Gecikmelerin işleri daha iyiye götürmeyişi ise tuz biber oluyor her türlü acıya. Düğümleri çözmeye çalıştıkça tırnaklarım kırılıyor. Bir ay olsun yas tutsaydım, son dokuz ayım mutsuz geçmeyecekti. Kendi kendime bu kadar zarar verebilmem çok acıklı. Verdiğim zararı telafi etmek için hiçbir şey yapamayışım ise, Tanrı'nın belamı verdiğinin en büyük kanıtı.


After all, i am insane.






Anita
04.04.2011 05.50
İstanbul

4 yorum:

Vuslat AKTEPE dedi ki...

"Teslimiyetin rahatlığı ve gururun yapay hazzı"
Eğer teslimiyet rahat bir nefes aldırabiliyorsa zaten teslim olunmuş demektir. Hem de tüm diğer değerlerle birlikte...
Gururu kıyaslamaya gerek yok. Teslimiyet rahat vermez insana, çarpar, tüketir. Acıların en soğuğu ve damla damla tüketilenidir o...

vut dedi ki...

seni beğeniyorum kadın

Anita Taylor dedi ki...

Teslimiyet elbette rahat verir. Zor olan, teslim olana kadar geçen süreç. Teslim olacak hale gelmişsen, artık olup biten her şeye "peki..".

bi fiona değilim dedi ki...

Bir kadının içinden dünyaya bakabilmek bu kadar kolay aslında.