2 Ağustos 2011 Salı

içimdeki çocuk & hayalimdeki kadın









Kadın, her zaman seçimleri doğrultusunda yaşıyordu. Bu, onu güvende tutuyordu. Sınırlar, siz çizdiğiniz sürece güven verir. Başkaları tarafından belirlenmiş sınırlar, görünmez zincirlerle mahkum edilmektir.Kadının tavrı, korkularının şekil bulmuş halinden başka bir şey değildi elbette. Ama hiçbir sorun yoktu, bunu ondan başkası bilmediği sürece...

***

Bacaklarını çocuk gibi açıp uzatmış, dudaklarının arasında bir dal sigara, sırtı bir çınara yaslı oturuyordu kadın toprak zeminde. Tek görebildiği, düzensiz aralıklarla göğe uzanan ağaçlar, sonsuz bir düzlüktü. Kendi toprakları. Kendi hayatı. Kimsenin giremediği, kutsal alanı.. Sonra yanında birinin daha olduğunu hissetti kadın. Hızla ayağa kalktı. Kırmızı rujuna bulanmış sigarasını samimiyetine bastırıp söndürdü sertçe.

"Merhaba."

Paranoyalarının inşa ettiği yapay gülümsemeyi giyinmesinin birçok geçerli sebebi vardı. Adam düşman bir ordudan gelmiş olabilirdi. Ruhunu başka ruhlardan çalarak besliyor olabilirdi. Mesleği, yalanlar sonucu yarattığı kırık kalpleri toplamak olabilirdi. Belki en büyük zevki güzel kadınların kahkahalarını çalıp koleksiyon yapmaktı hem... Şıklar sonsuzdu, kadın bilemezdi.

Adam gülümsediğinde, tüm bulutlar bilinmedik bir kıtanın üzerine toplanıp kadının sınırlarını terk etti. Kadının yüzüne ışık düştü, güneş kadını soydu. Kadın elini yüzüne götürdü, adam kadının bileğini tuttu.

"Yapma. Gizlenecek bir şey olmasın aramızda. Bak, benim önümde bir duvar yok. bak, ben her şeyden arınıp dikiliyorum karşında. Bak, tenine, ellerine, dudaklarına değil, ardındakine bakarak konuşuyorum ben seninle. Satırlarını seviyorum. Renklerini görüyorum rüyamda. Hayallerin, hayallerim olsun istiyorum. Korkma."

Kadın hep korkuyordu. Aşırı uçlar, seçim şansını elinden alırdı. Aşırı uçlar, en büyük düşmandı. Tüm bunlar kanını çekti kaının, dudakları beyazlaştı, dizlerinin bağını çözüp kaçtı haylaz bir çocuk. Kadın, kalkanını aradı.

"Anlamıyor musun, o duvarlar seni sadece senden koruyor kadın. Ben seni incitemem. Düşmanımız, canını yakacak olmam değil. Düşmanımız, senin bu fikre her şeyden çok inanman."

Kadının kalbi sıvılaştı. Sıvı, anın heyecanı ile ısındı, ısındıkça kaynadı, kaynadıkça buharlaştı. Buharlaşan kalp, tüm gözeneklerinden sızdı. Adama ulaşıp, ona bulaştı.

Adam gülümsedi.

"Kalbin içime sızıyor. Kalbin, benle eş atıyor. Beyninin kilidini çözemesem de, biliyorum, enfes şeyler var içinde. Ve ben ceplerimi zamanla doldurdum yanına gelirken. Hepsi bizim. Hepsini seni ezberlemek, geçmişini hayallerini, korkularını, sevinçlerini öğrenmek için harcayabilirim. İçin şiirle dolu, şarkıyla, müzikle, resimle, bebek patikleriyle, gökkuşağı fotoğraflarıyla, midye kabuklarıyla, Jamaika'ya tek gidiş uçak biletleriyle, kumdan kalelerle, güneş yanıklarıyla, kardanadamlarla, akmış rimellerle, sonu unutulmuş siyah beyaz filmlerle dolu."

Kadının dudakları aralandı. Boğazından dişlerine, dudaklarına doğru aktı harfler. Çünkü sevgi, ansızın doğabilecek kadar tehlikeli bir duyguydu. Kadın içinde, susmasını engelleyecek kuvette bir aşkın doğduğunu kimseden gizleyemeyecek kadar çıplaktı.

Beş harf döküldü sonra:

"Çocuk..."

Adamın gözleri kısıldı, mutluluk bazen birkaç çizgiyle de ifade edilebiliyordu.

"Ne güzelsin çocuk. Nasıl alıyorsun tüm silahlarını elimden. Nasıl oluyor da sana baktığımda kendimi görebiliyorum ben? Nasıl yaklaşıyorsun ben uzakken bile inançla ve nasıl bu kadar doğalsın, bu kadar sisli bir dünyada?"

"Çünkü biz biriz kadın. Eşiz. Tek ruhu iki bedene pay etmiş Tanrı. Ve ben rüyalarımda hep bilmişim geleceğini bir gün hayatıma.."

Kadın gözlerini açtı sonuna dek. Rüyalara inanan az insan vardı.

"Anlat çocuk" dedi. "Anlat bana rüyanı."

"Otobüs durağındayım. Gideceğim yeri biliyorum. Otobüsler gelip geçiyor. Hiçbirine binmiyorum. İçinde senin olduğun otobüsü bekliyorum. Zaman geçiyor, mevsimler değişiyor, içinde güzel bir kadın olan otobüs geliyor. Gülümsüyorum."

"Çünkü biz, hedefe giden yolu önemsiyoruz. Çünkü biz, hayatı beraber aşmak istiyoruz. Çünkü çocuk, Tanrı herkes için bir eş gönderiyor gökyüzünden. Bu bazen bir kardeş, bazen bir dost, bazen bir yabancı, bazen bir aşık olabiliyor. Ve sen hepsini barındırıyorsun. Seçme hakkımı elimden almış olman beni kızdırmıyor artık çocuk. Çünkü bu, olması gereken. Biliyorum."

"Bana hep çocuk diyorsun..."

"Sana hep çocuk diyorum, çünkü tanıdığım herkesten daha safsın, daha gerçeksin. Keşfedilmediği için temiz kalmış bir ada gibisin. Üzerini makyajla kapladığım, tuğlaların ardına sakladığım, zamanla var olduğunu unuttuğum ben'sin sen. Sana baktığımda, bir çocuk görüyorum. Sana baktığımda, içimdeki çocuğu görüyorum..."

"Ve ben sana hep kadın diyorum."

Kadın başıyla onayladı.

"Neden?"

"Çünkü öylesin. Baştan ayağa, her şeyinle. Tüm duruşunla, tüm tavırlarınla. Sen benim ruh eşim, ikinci formum, hayalimdeki kadınsın."

Kadın çok sevdiği filmlerin, en sevdiği sahnelerini anımsadı. -Kız sigaradan bir nefes çeker. Dumanı aşığının dudaklarından çıkar. - Adam kızın elinden tutar, kız "İkimiz dünyaya karşı!" diye fısıldar. -Kız "Var mısın?" diye sorar, adam elinde bir atlı karınca ile bağırır, "Varım!"-

Kadın düşüncelerinden sıyrılıp adama dikti gözlerini, bir sigara ayaktı.

"Var mısın çocuk?"

Adam dumanı üfledi.

"Varım kadın, sonsuza dek. Yalnızca sen ve ben..."

Kadın elini tuttu adamın.

"İkimiz dünyaya karşı."

Adam ilk adımı atarken, kadının kulağına fısıldadı.

"İkimiz değil, biz zaten biriz. Ve dünya, umurumda bile değil..."

Tüm sınırları görmezden gelerek yürüdüler sonsuz toprağın üzerinde, el ele... Çocuk kıza dünyanın en güzel şarkısını mırıldandı keyifle.

Ve biliyorlardı, o yol hiç bitmeyecekti. Dünya denen atlı karınca, dönmeyi kestiğinde bile...






Anita
7 mart 2011
Ankara

2 yorum:

Hasan Cengiz dedi ki...

Güzeldi...
Seviyorum senin yazdıklarını

Anita Taylor dedi ki...

Teşekkürler H.C., birçok şey için ^^