1 Ağustos 2011 Pazartesi

Kutlu Doğum Haftası, İzmit, Edirne ve Depression Strikes Back!


Merhabalar!




Uzun zamandır bloga adam gibi bir şey ekleyememiş olmanın huzursuzluğu var üzerimde. Hadi edebi metinleri geçtim, bari günce tutabilseydim. Ancak ruh halim hiç müsait değildi. Kısmet bugüneymiş.

Nereden başlasam onu da bilemedim ya, rastgele artık.





Öncelikle enfes başarısız bir final dönemi geçirdim. İlaçların da etkisiyle kaygı sıfıra indiğinden, çalışma kalitem inanılmaz düştü, üç tane sınava sırf uyanamadığımdan gidemedim. Dört yıllık eğitim hayatımın en sorumsuz günleriydi adeta. Acısı bütünlemelerde çıkacak ne de olsa diyerek, boş verdim. Ve beklendiği üzere, FF'lerle dolu bir not kartı...


...

Sonrasında aranın tadını çıkarmaya karar verip, atladım trene Hilal'i de alıp İzmit'e yollandım. Dövmelendim, kızım Sandy ile zaman geçirdim, Hilal'le filan zaman geçirdim. Hızlı geçiyorum, zira üzerinden zaman geçince insan detaylı yazma arzusu duyamıyor. Neyse. Gittik, geldik. Gezdik, tozduk. Ben enfes krizler geçirmeye başlayınca -ki sanırım sadece nefes problemim panik atak, yani sinir kriziyle karışık panik atak geçiriyorum. zira geçirdiğim krizler sadece atak özelliklerinden çok fazlasını gösteriyormuş- isyan edip ilaçları bıraktım. Ki ilaçların enfes mutluluk verici etkisi sadece 8-10 gün sürdüğünden, bıkkınlık vardı üzerimde. Akabinde, kendimize eğlenecek bir şeyler bulmak için güzel bir fırsat çıktı.

3 Temmuz.

Geçen sene doğum günümün nasıl geçtiğini bilen bilir. Bu defa telafisi olsun ve son dönemlerin sıkıntısını silip süpürsün istedik. Hal böyle olunca, özene bezene güzel bir gece hazırladık doğum günüm şerefine.


Hellööğ.



Yarasın yavruma.

^.^


Hilalimo ve pembe pastam ^.^


Dünya güzelim. Ezgim.


Yeey!




Kızıl kardeşliği.


Kankalar ve huzur ^.^



Toprak the Harem Ağası.


Arza'da kutladık doğum günümü ve bu güzel domates fidanı da mekanın hediyesi!


Ozan & Hilal asdşalkslşdgkdfşgk



Pınar & Gökçe ve uyuşan ellerim.





Özet geçmek gerekirse, enfes insanlarla, enfes bir gece oldu. Bir sürü güzel hediye, bir sürü kucaklaşma, bir sürü öpücük, bir sürü bira, bir sürü tekila, bir sürü kokteyl, bir sürü kahkaha! Bir ara tatsız şeyler de olmadı değil elbet. Sanırım ortalama iki saat kadar bir süreyi alt kattaki boş alanda, kriz ile geçirdik. Ancak gelen ambulansı reddedip, bunun bir şekilde geçeceğini bilerek o kadar zorlanmaya rağmen dayanmak kendime olan saygımı da arttırdı. Tüm çığlıklardan, göz yaşından, kasılmalardan sonra paşalar gibi döndük terasa, bozulmuş saçlarım, kaybolmuş makyajım ve kanamış ayak bileğimle. Ama nedir ki? Çok mutlu bir geceydi. İyi ki...


Doğum günümün ardından bizi enfes bir sınav koşturması aldı. Çılgınlar gibi ders çalışmak, ilaçlar yokken çok daha kolaydı elbette. Yine de Temmuz'un göbeğinde, hayata isyan ede ede milyon tane sınava girdik. Bu arada mezuniyetim kesinleşmese de kep atmayı ihmal etmedim. Ahah.





Sınav yorgunluğunu atmak için de bir atraksiyon şarttı zaten, biz de bu defa Miraç'ın doğum günü şerefine Büyükada'yı fethettik!





Falan filan. Sonrasında birçok can sıkıcı şeye koşturmam gerekti. Bu konuda çok detaya girmeyeceğim. Ama uzunca bir müddet kimse bana aşık olmasın diye dua eder oldum. Zira hayat cidden çok saçma. Çok.

Bunların ardından son bir İzmit fethi yapıp, kırpılmış Sandy ile mutlu mesut saatler geçirdim. Sonrası Edirne, aile evi, eski odam, Karaağaç, ciğer, şefkat, kardeş, İsviçre'den gelip giden misafirlerimiz, bolca kitap, bolca müzik ve bolca mutsuzluk.

Evet bu biraz garip kaçtı, farkındayım. Ancak enfes bir çöküş başladı, ki zaten sınırın çok altındaydım. Sanırım bunda ilaçları azaltmadan, tek seferde bırakmamın da payı var. Annemin kucağında atak geçirmek, kahvaltıda durduk yere ağlamaya başlamak, babamın burnumu silmesi filan. Bunlar çok yıpratıcı, zira beni önemseyen insanlara da bulaşıyor mutsuzluğum. Baktık ki, jet hızıyla tükeniyorum, yine bir doktor bulundu. Majör depresyon tanısıyla, tedavi devam.. Haliyle ilaçlara da yeniden başladım. Ve klasik ilaçlı ilk günler mutluluğu, huzuru var şu günlerde. Elbette bu iyileşmek değil. Minimum 6-7 aylık bir süreç var önümde ama ne fark eder? Nefes aldığımı geçici olarak hissetmek bile harika. Ki bu süreci olabildiğince sağlıklı geçirmek için çalışmak zorundayım, zor da olsa anladım. Zira ilaç yardımı olmazsa hem çok uzayacak hem de kronikleşme riski var. Ki bu berbat olur.

Artı, hiç değilse ortada üzüldüğüm somut bir şeyler kalmadı. Yani ne aşk acısı, ne bi kayıp vb. Sadece oturmuş bir yas hali var, bunun da geçeceğini biliyorum. Bu aralar umut çok. Hem pabuç bırakmak da bana yakışmaz zaten!

Ailemin desteği de enfes. Annem zaten gerçekten üstün performans sergiliyor. Babam desen, minik mutluluk sebepleri yaratmaya çalışıyor bana. Önüme çekirdeği ayıklanmış bir dilim karpuz bırakıyor, Uykusuz Yaz alıp geliyor filan. Silivri'ye gittik geldik günübirlik mesela. Dünya tatlısı bir bebek sevdim, tarladan biber topladım, koyunları kuzu sandım, kangal saldırısından son anda yırttım, çiftlik gülümsetiyor insanı. Bir de insanların bu çabası... Mutsuz olmaya hakkım yokmuş gibi geliyor artık.

Böyleyken böyle yani. 

Daha sık uğramaya çalışacağım. Şimdilik öpüyorum bolca. Ve sizi Lissie'nin enfes sesiyle başbaşa bırakıyorum.



Anita
01.08.2011
Edirne

3 yorum:

Korhan dedi ki...

Yeni yaşın sana hep istediklerini getirsin umarım. Nice mutlu yaşlara.

Anita Taylor dedi ki...

Umarım. Teşekkürler:)

İbrahimSerhat dedi ki...

girl just want to be happy:D