28 Kasım 2014 Cuma

Emma Sulkowicz, Tecavüz ve Yatak Performansı




                Colombia Üniversitesi öğrencisi Emma Sulkowicz, okul arkadaşı Paul tarafından yurt odasında tecavüze uğradığında ikinci sınıftaydı. Emma’nın ağzından dökülen “Hayır!” çığlıklarının ve yanaklarını kaplayan yaşların Paul için herhangi bir önemi yoktu.  Hem daha önce sevişmemişler miydi sanki? Bunca yaygaranın amacı neydi? Biraz daha rahat dursa her şey daha kolay olabilirdi. Gerçi bunun da zevki başkaydı sanki. Paul saldırısının ardından pantolonunu giydi. Kemerini takıp saçlarına çeki düzen verdi. Emma’dan çaldığı huzur ve güven duygusunun yerine korku ve mutsuzluk tohumları ekip Emma’yı yatağın üzerinde bırakarak odadan ayrıldı. Böyle şeyler olurdu hem, ne de olsa kadınlar utanır, anlatmazlardı.

                Fakat Emma’nın utancı ve sessizliği çok uzun sürmeyecekti.

   “Büyük bir duygusal travmaydı. Yaşadığım şeyin peşine düşecek gücüm yoktu. Ardından aynı kişi tarafından tecavüze uğrayan iki kadın öğrenciyle tanıştım…” diyecekti Emma Sulkowicz gazetecilerin “Neden olayın hemen üzerine şikayetçi olmadınız?” sorusuna cevap olarak. Emma olayı okul yönetimine taşımaya karar verdiğinde, adaleti sağlamanın o kadar kolay olmadığını anlayacaktı. Diğer iki öğrencinin de şikayetlerine rağmen, okul idaresi yeterli kanıt olmadığı gerekçesiyle davayı kapattığında Emma korkunç gerçekle bir kez daha yüzleşmek zorunda kaldı, tecavüzcüsüyle aynı kampüsü paylaşacaktı. Bu da her gün odasından çıkmaya korkacağı, ona benzeyen birini gördüğünde bile tedirgin olacağı anlamına geliyordu.

               
Emma okul idaresinin umursamazlığına yanıtını bitirme tezi ile verdi. Yatak Performansı / Yükünü Taşı adlı performans sanatı aracılığıyla omuzlarındaki yükü görünür hale getiren Emma’nın projesi, aynı zamanda bir protesto niteliği taşıyor. Projenin kurallarına göre, Emma kampüs içerisinde olduğu her dakika, yatağını yanında taşımak zorunda. Kampüsten çıktığı zamanlarda yatağı güvenli bir yere bırakması ve kampüse döndüğünde ilk iş yatağı tekrar sırtlanması gerekiyor. Taşıma konusunda insanlardan yardım istemesi yasak, ancak gelen yardım tekliflerini kabul etmekte özgür. Proje, tecavüzcüsü okuldan atılana ya da Emma okuldan mezun olana dek sürecek. Aktivist bir altyapısı bulunmayan Emma, cinsel taciz politikalarına karşı kişisel tepkisini ortaya koyarken, sessiz bir direniş sergiliyor. Tecavüz kültürünü besleyen mitleri yıkma amacı taşıyan bu performans, beyaz küpe hapsolmadığı için kamusal bir nitelik taşıyor. Bu yılın en önemli sanat olaylarından biri olarak değerlendirilen projeye diğer öğrencilerin gösterdiği ilgi de zamanla artış göstermekte. Böylelikle yardım teklifleri çoğalıyor ve performans, kolektif bir hal alıyor. Sürekli olarak varlığını koruyan yükü simgeleyen yatak, Emma’nın cesaretinin de bir göstergesi. “Yataklar yatak odalarımıza aittir. Güvenli, özel alanlarımıza. Ve ben şimdi, özelimi insanlarla paylaşıyorum.” diyor genç kadın bir dergiye verdiği röportajında.

                Tecavüze uğrayan kadınların bu durumu insanlara duyurması, zamanla yaygınlaşmakta. Yeni nesil aktivistler artık kurban kelimesi yerine “survivor” ifadesini tercih ediyorlar ve bu durumu görünür kılmanın öneminin altını çiziyorlar. Kadınların tecrübelerinin gerçekliğini paylaşması, aynı durumu yaşayan diğer kadınlara da yol göstermek, örnek olmak açısından son derece önem taşıyor. Emma’nın yaşadığı durumun tek suçlusu tecavüzcüsü değil. Okul yönetimin tutumu, Emma’nın yaşadığı travmanın daha da büyümesine sebep oluyor. Bu tutum, sadece tek bir okulun taşıdığı bir kusur değil. Zira bu bir okul problemi değil, kültürel bir problem. Her kolejde tecavüz kültürü bulunuyor. Okullarda her beş öğrenciden birinin tecavüze uğradığı, fakat şikayetçi olsalar dahi davanın kanıt yetersizliğinden dolayı kapatıldığı biliniyor. Bu durum, okulların imajlarını öğrencilerin güvenliğinden daha önde tuttuğunu açıkça gözler önüne seriyor. Okul için bu tip durumlar, öğrenci kaybına neden olmamasını ve medyaya yansımamasını umdukları sıradan birer dosya niteliği taşıyor. Bir okula girmenin bedeli %20 tecavüze uğrama ihtimali anlamına geliyor. “Hiçbir okul bunların dile getirilmesini ve öğrenci kaybı yaşamayı istemiyor” diyor Dana Bolger ve ekliyor: “Fakat biz onların en hassas yerlerine vuracağız, itibarlarına!”


                Bolger’in işaret ettiği tekmeyi vurmanın birçok yolu olmakla beraber, beni en çok bu tekmeyi sanat aracılığıyla atan kadınlar ve işleri etkiliyor. Sadece okul yönetimleri değil, tecavüz kültürünü yaşatan, yeniden üreten ve koruyan tüm otoritelerin, tüm sistemlerin bu tepkiyi görmesi ve sessizliğin bozulması gerekiyor. Tepki, sanat formunda olduğunda izleyici, eser yoluyla sanatçının tecrübesine dahil oluyor her defasında. Emma’nın yatağı hepimizin sırtında bir yüke dönüşüyor örneğin. Tori Amos’un başından geçen tecavüz üzerine yazıp seslendirdiği Me and a Gun’da, Tori her “Ben Barbados’u hiç görmedim,  bu yüzden bundan kurtulmalıyım” dediğinde, sırtına dayalı bir bıçak; tecavüze uğrayan bir kadını hayatta tutan sebebin ne kadar basit ve çocuksu olabileceğini fark ediyoruz hepimiz utançla. Tracey Emin’in çalışmaları, her seferinde başka bir perspektiften hatırlatıyor bize tecavüzü ve sebep olduklarını. Nazan Öncel’in üvey babasının tecavüzleri üzerine yazdığı Demirden Leblebi’yi dinliyor ve boğazımızdaki düğümle Nazan’ın şarkıyı yazma sebebini anlattığı cümlelerini anımsıyoruz: “Ağzımda acı, zehirli bir tad vardı; ben de tükürdüm…”
               

             Birçok şarkı, birçok perfomans, birçok resim, birçok kitap… Erkek egemen sistemin ve tecavüz kültürünün yıkıldığı güne kadar, işte böyle güçlenecek kadınlar. İşte böyle yırtıp atacaklar utanç perdesini ve bu kültürün üzerine tükürecekler ağızlarındaki zehiri. Bir acıyı, göğüs gererek paylaşacaklar; paylaşacağız. Olup biteni görünür kılmanın çaresi gözler önüne sermekse her şeyi, tüm duvarları beraber yıkacağız.
           
            Ben inanıyorum, sessizliğimiz bir kenara bırakıp karşılarına dikildiğimizde kazanacağız bu mücadeleyi ve güvenle yürüyeceğiz caddelerde.
   
            Ve inanıyorum; kadınlar güzel şarkılar yazacaklar bir gün, yatakların yeri sırtımız değil evimiz olacak ve bahar dalları çizeceğiz tuvallere.
Anita Taylor (B.Y.)

Kasım 2014

3 yorum:

Ikram Yagdiran dedi ki...

Tumunu okudum tebrik ederim yaziniza ve emeginize saglik :) ♡♥♡

Liv Anita Taylor dedi ki...

Beğenmenize sevindim, çok teşekkürler. <3

Adsız dedi ki...

elinize sağlık, ayrıca emmaya da hayran oldum.