28 Eylül 2010 Salı

Apple Girl

Düşünsene şimdi, küçük bir dairen olsa... Tavanına güneş çizmişsin yatak odanın, sarı ojelerinle. Sonra perdelerin, her rengi ayrı bir nota sanki. Rüzgâr estikçe güzel bir müzik geliyor kulaklarına. Canın sıkılmış biraz sanki. Olsun. Kavanozlarca çilek reçeli var mutfağında. Şiirler yazıyor odanın duvarlarında. Aynanın önü çeşit çeşit rujlarla dolu. Dudakların pembeyken mutsuz olamazsın, öğretmediler mi sana? Belki beni ararsın çok sıkılırsan. Kırmızı pantolonumu giyerim, biliyorum o zaman çok beğenirsin beni. Pijamalıyken de beğenirsin gerçi. Çünkü ben senin yavru küçük su balığınım. Güzel bir kadın olur gelirim kapının önüne. Boyarım gözlerini ve bir kolye seçerim senin için. Kol kola çıkarız sonra evden dışarı. Belki güzel bir kaldırım buluruz bugün, evimiz olur orası birkaç saatliğine. Güzel bir şairi anlatırsın sen bana. Güzel bir fotoğraf olur o zaman halimiz. Mutlu bir ailenin duvarında asılı. Evin çocuğuna dil çıkarırız yalnız olduğu anlarda. Anlatamaz kimseye ama sever bizi çokça. Sıkılırsak, alır çantamızı koşarız uzaklara. Bir adamla tanışırız flüt çalan. Bize bir şarkı çalar. Öperiz onu yanaklarından. Acıkırsak, işler biraz değişir. Çünkü biz, bütün dünyayı bir anda yiyebiliriz. Buna şekerler, pastalar, şarkılar ve çocuklar da dâhil. Buna masallar, pudingler, krepler ve yıldızlar dâhil. O yüzden, bir bahçe aramalıyız kendimize hemen. Ağaçlar erikle dolu çünkü. Ağaçlar sol anahtarıyla dolu. Ağaçlar bizim mutfağımız, biliyorum. Elini tutup koşmaya başlarım hızla. “Dursana yavru küçük su balığım.” dersin. “Başım döndü koşmaktan.” Durmam, bilirim elimi tuttuğun sürece yorulsan da durmazsın çünkü. Bir bahçe buluruz kendimize, ağaçların dalları, yerlere eğilmiş. Meyveler bizi karşılamış. Bir şarkı başlamış biz bahçeye adımımızı attığımızda. O zaman gülümseriz işte. O zaman limonata yağar gökten. Kahkaha atarım. Çünkü ben senin ‘baby lemonade’ adlı kızınım. Syd Barrett’i anarız. Sen Janis’i özlersin. Ben Bukowski’yi ararım. Hepsi doluşur sonra bir anda bahçemize. Bukowski’yle karşılıklı şarap içerken ben, Syd şarkı söyler bize. Janis’le sen çilek toplarsınız. Saat geç olur sonra. Öperiz onları yanaklarında. Ve koşarız kapısında denizkızı çizili evine. Kahve yaparım ben sana, sen bana portakal sıkarken. Bir Tarantino filmi açarız, hangisi olduğu önemli değil. Çünkü ben Tarantino severim. Tarantino izlerken mutlu kadın olurum. Sen mutlu bir balık için, her şeyi göze alabilirsin. Ekose battaniyemizin altına girer izleriz, yudumlarken kupamızdan en sevdiğimiz içecekleri. Küçük Prens okursun film bitince sen bana. Uyur kalırım oracıkta, yatağında. Beatles çalar ben uyurken, oturduğun yerden dans edersin ruhunla sen. Bilirim. Çünkü bedeniyle dans etmeyi seven benim. Dans ederken beni alkışladığın için, bunu sen de bilirisin. Ama sen, oturduğun yerden, ruhunla dans edersin hep. Ruhumla alkışlarım ben de seni. Sonra üflersin mumlara usulca, gelir yatarsın yanıma. O sabah güneş şarkı söyleyerek uyandırır bizi. Mutlu uyanır, mutlu ölürüz sonunda. İçinde ‘baby lemonade’ beslediğin, küçük bir dairen olsa…


Anita
25.09.2008
Edirne

2 yorum:

dralaye dedi ki...

br küçük sahil kasabasında, uyurken tüm güzelliğinle sen, okyanus gözler kıyamaz da sana ayaklarından öperek uyandırır belki seni...

Anita dedi ki...

Nasıl güzel bir yorumdur bu böyle..