8 Ekim 2010 Cuma

Yalansız Mektup







Gittiğinden beri, ben hiç ağlamadım. Rujumu tazeledim onun yerine. Kulağımdaki deliklere gümüş halkalar taktım. Sonra bir sigara yaktım. Sen yokken de güzelim, ama neden gittin anlamadım. Üzüldüğümden değil. Kırılacak halim yok. Kimse benim kalbimi kıramaz hem. Olsa olsa kaşlarım çatılır, canım sıkılır, sinirlerim bozulur. Sen, daha fazlasını bana yapamazsın. Yine de keşke, bir mektup yazsaydın. Bir fotoğrafın arkasına, banyodaki aynaya, salondaki perdelere, herhangi bir yere birkaç satır bıraksaydın. Çünkü sebep yoktu. Benimkinden daha güzel bir ten var mı? Benim kadar güldürebilir mi kimse seni? Sana evladım gibi bakmadım mı? Hem bayılıyordun da kokuma, kahkahama, ellerime, dudaklarıma? Ne yani? Hepsi yalan mıydı?

***

Kendi kendime konuştuğumda, sana sorduğum soruların yanıtını alamayacağımı biliyordum, evet. Beynimde bir sessizlik oldu. Umursamadım. Sigarayı bırakmaya karar verdim sadece. Her şeyi yapabileceğimi düşünüp kahkahalar attım. Bana aldığın kırmızı şalı yaktım. Fotoğraflarımızı camdan fırlattım. Yağmur gibiydi, görmeliydin. Sonra güzel bir adamı aradım. Dakikalarca konuştuk telefonda, inanmazsın. Ne kadar güzel olduğumu söyledi defalarca. Ne kadar sevebileceğini beni. Ne kadar harika şeyler yaşayabileceğimizi. Kapatmadan önce usulca, “Sana gelebilir miyim?” dedi. Kapatmadan önce sordum, “O neden gitti?”

***

Telefondan sıkıldım. İçkimi mutsuz günlere saklayıp, kendime güzel bir kahve yaptım. Evi temizledim sonra, mutlu ve güzel gözlerim gibi, ışıl ışıl yaptım. Anneme seni hiç özlemediğimi, hiç üzülmediğimi, kendimi yıprattığımı sanıp boşuna üzülmemesi gerektiğini ve onu ne kadar sevdiğimi anlatan bir mesaj attım. Televizyonda bir adam, aşık olduğunuz insanın en son kokusunu unutacağınızı iddia ediyordu. Çok denedim, kokunu anımsayamadım.

***

Sonra en sevdiğimiz şarkıyı açtım...

***

Biraz ağlamış olabilirim. Bugün tam sekiz kadeh şarap içtim. Üç paket sigara tükettim. Telefonda annemle kavga ettim bugün. Evimi temizlemekten vazgeçtim. Banyoda iki saat geçirdim. Suyla öpüştüm ama kokunun eksikliğini hissettim. Kendimi sokağa attım. Kırmızı şalımın kesemediği rüzgârda ürperdim. 

İstanbul çok soğuktu bugün. Ve ben seni özledim.

Anita
3.10.2010

2 yorum:

dralaye dedi ki...

Buralarda sadece ben varken iyiydi. Yalnız ben bilebiliyordum üzüntülerini, sessizce mum yakıyordum senin sigaralarına karşılık. Şimdiyse kalabalık ve daha çok yalnızlık.

Anita dedi ki...

Hala kalabalık sayılmaz, hala pek duyulmamış, eskiden kalma bir kitap gibi buralar. Ama şunu duy ve bil ki, üzgün değilim ve sadece hayalin yansıması bir yazı bu, öznel anlatımlarım gibi değil. Kurmacanın büyüsü. Başarılı olduğunu varsayıyorum ancak, bu güzel yoruma dayanarak. Hayali yaralar, güzel satırlar yaratabiliyor. Ve seni seviyorum. Hep kal.