1 Haziran 2014 Pazar

sekiz.



6, 7, 8.


dün farkettim. siz bize çığlık atacak yer bırakmamışsınız. her yer ev, her yer balkon. her yer sokak, her yer salon. insanla dolmuş her yer ve çığlık atılacak bir karış toprak yok. bu kadar çığlığı nereye koyacağımızı bilmediğimiz için her yer doktor, her yer psikolog. çünkü hepimiz o küçük sevimsiz ilaçları nereye koyacağımızı biliyoruz. asıl ihtiyacımız belki bir, belki on kez doya doya çığlık atmakken, o küçük sevimsiz ilaçlarla avunuyoruz. çünkü 21. yüzyıl bunu gerektirir. çünkü sevmek bunu gerektirir. çünkü nefret bunu gerektirir. sayısı bellenmiş adımlarla,yırtık peçetelerle, yutulan sözcüklerle, eski çekyatlarla mesela, bi' sigara alabilir miyim'lerle, ben gidersem saçlarını kim yıkayacaklar'la, sen gidersen saçlarımı kim yıkayacaklarla, git'lerle ve kal'larla ve hepsinin etrafını çizmişiz. hepsinin karşısına oturup burnumuzu çeke çeke bir sigara içmişiz mesela çünkü başka ne yapılır bilmiyor ve artık bilmek istemiyormuşuz. sadece biraz gözyaşından kimseye zarar gelmeyeceğinden, kendimize ağlıyor ve asla çığlık atmıyormuşuz. halbuki beni atamadığım çığlıklar, kıramadığım aynalar, yakamadığım evler, öldüremediğim insanlar bu hale getirmişken, varsa bir avuç ilacınızı alırım doktor bey. çünkü bizim dostluğumuz çok eskilere dayanır. bizim dostluğumuz bacaklarımın çok güzel olduğu, insanlara çok kolay inandığım, saçlarımın kızıla çaldığı zamanlara dayanır. çünkü benim özlemim çöküşlere dairdir. utancın, mantığın, kuralların unutulduğu çöküşlere. bir şehrin en kalabalık caddesinde ("Peki o zaman bu şehrin en işlek caddesi hangisi acaba? Herkesin bir gün mutlaka geçeceği cadde." - merhabalar emrah serbes) yere oturup çığlık atabildiğim, üzerimde çöküşün muazzam zırhı, kimsenin "ne oldu?" demediği, kimsenin "sus!" demediği, telefon tuşlarının 1-1-2, bakışların anlayışlı olduğu günlere ve ambulansların o çirkin sedyelerine dair. çünkü benim sevdiğim öykülerde ağlayana "neyin var?" denmez, ağlayana su verilir. suyun ve çığlığın, iki temel ihtiyacın takasından biraz huzur doğar, gölgesinde biraz hüzün yitirilir. ama şimdi olacakların sorumluluğu kimsenin üzerinde değil. herkes kendine kapının bir tarafını seçip orada ağlayabilir. herkes kendine yılın bir ayını seçip o zaman unutabilir. herkes kendine saçma bir cümle seçip en çok ona üzülebilir. herkes şimdi kendi evinde, kendi yatağında, kendi uykusunun katili olabilir çünkü atılamamış çığlıklar daima bir silah tutuşturur elimize. geriye kırmızı sakuralar, yarısı dolu fincanlar ve sivrisinekler kalır. geriye ben kalırım ve varsa bi avuç ilacınızı alırım doktor bey. çünkü benim çatlaklarım çok eskilere dayanır. benim çatlaklarım sevmeyi matah bir şey sandığım, annemi çok özlediğim ve ekin'in odasında uyuduğum zamanlara dayanır. çünkü benim çatlaklarım aşka dairdir. beş gün sonra "bak sekiz ay olmuş!" demekten kaçacağım aşklara. gerisine çok da fazla gerek yok. birkaç klişe avuntu, birkaç uzun hafta, birkaç boş şişe sonra kendimize geliriz. belki 6, belki 7, belki 8.

anita

o1.o6.14



Hiç yorum yok: